|
KANATLI
SALMONELLASI
Hüseyin ATİK (Uzman Veteriner Hekim)
A.
Kısa Tanımı
Salmonella içerisindeki
etkenlerden S.pullorum, pullorum hastalığının, S.gallinarum'da
kanatlı tifosunun etkeni olarak bilinmektedir. Ancak sahada pullorum
hastalığının çok az görülmesi ve iki etkenin farklı türlerden ziyade
biyovar olarak değerlendirilmesi bu iki hastalığın birlikte
nitelendirilmesine yol açmıştır. Kanatlı Salmonellozisi, Salmonella
cinsindeki etkenlerden ileri gelen kanatlıların büyük bir çoğunluğunda
önemli hastalık tablolarına neden olan bir infeksiyondur. Ayrıca kanatlı
Salmonella türlerinin bazılarının insanda da infeksiyon yapması
nedeniyle Salmonellozis kanatlılardan bulaşabilen önemli zoonotik
infeksiyonlar olarak değerlendirilmektedir.
B.
Epidemoljisi
1.
Dünyadaki
Durum
. Tüm dünya ülkelerinde genel
olarak sinsi bir şekilde yayılıp ortaya çıkması ve hastalık görülmesi
problemlere, çok yönlü ciddi ekonomik kayıplara (sürülerde ölüm, verim
kaybı, yoğun antibiyotik kullanımı, damızlıklardan vertikal bulaşma nedeni
ile sağlıksız ticari sürüler, gıda zehirleri ) sebep olmaktadır. Bu nedenle
uzun yıllardan beri tavuk ve hindi kümeslerinde dünya çapında pullorum
hastalığı ve tavuk tifosu ile ilgili kontrol çalışmaları yapılmaktadır.
İşletmelerde temel programların uygulanması ile hem tavuk tifosu hem de
pullorum hastalığı azaltılmıştır. Bu hastalıklarda en basit uygulamalar,
damızlık kümeslerin Salmonella gallinarum ve Salmonella
pullorum'dan ari olarak yetiştirilmesi ve bu sürülerden elde edilen
civcivlerin indirekt ve direkt olarak bu organizmalarla temasının önlenmesi
esasına dayanmaktadır.
2.
Ülkesel
Durum
Türkiye'de Tavukların
Salmonellozis'i 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu'na göre
"İhbarı Mecburi Hayvan Hastalıkları" kapsamında olup, damızlık kümeslerin
Salmonella pullorum/gallinarum yönünden kontrolü de son olarak 1998'de Tarım
ve Köyişleri Bakanlığı'nın çıkarmış olduğu "Kuluçkahane ve Damızlık
işletmelerinin Sağlık ve Kontrol Yönetmeliği ve Talimatı" ile
düzenlenmiştir.Bölge Enstitüleri ve İl Tarım Müdürlükleri iş birliği ile
Kuluçkahane ve Damızlık işletmesi ihtiyaç duyulduğunda daha sık olmak kaydı
ile en az 6 ayda bir denetlenmekte ve Laboratuar kontrollerinden tabii
tutulmakta ,şartları uygun işletmeler (Salmonella testleri dahil)
sertifikalandırılarak , miyadlı olarak üretim izni hakketmiş olurlar.
-
Etiyolojisi
Hareketsiz Salmonella'lar olarak
bilinen S.pul/orum ve S.gal/inarum Gram negatif sporsuz ve
kapsülsüzdürler. 0.3-0.5x1.0-2.5µm boyutlarında küçük çomaklar tarzında
görülürler.
Laboratuvar besiyerlerinde (kanlı
agar, Mac Conkey agar, EMB gibi) 24-48 saatte gözle görülebilen koloniler
oluştururlar. Fakültatif anaerob özellikte olan bu etkenler, buyyonda
homojen bir şekilde, hafif bulanıklık meydana getirerek ürerler.
Biyokimyasal aktiviteleri oldukça
yüksektir. Bu nedenle, Salmonella izolasyonunda kullanılan besi yerlerinin
bileşimi, bu mikroorganizmaların önemli iki özelliklerini ortaya çıkarma
esasına dayanmaktadır.
Biyokimyasal özellikleri
açısından birbirlerine çok benzerler. Mannoz, arabinoz, dekstroz, galaktoz,
mannitol, ramnoz ve ksiloz'u fermente ederler. Ancak laktoz, sukroz ve
salisini ayrıştıramazlar. S.gallinarum dulsitolu ve maltozu fermente
etmesine rağmen, S.pullorum dulsitolu ve maltozu ayrıştıramaz. Indol
ve sitrat negatif olan bu etkenler LDC testinde pozitifdirler. Ancak S.gallinarum
ornitin dekarboksilaz testinde negatif, S.pul/orum ise
pozitiftir.
-
Patogenesiz
S.pullorum
ve S.gallinarum
infeksiyonları başta tavuk olmak üzere hindi, bıldırcın, güvercin, serçe ve
papağanlarda görülür.
Tavuk ırkları arasında da
infeksiyona duyarlılık derecesi değişmektedir. Hafif ırklar, özellikle,
Leghon'lar ağır ırklara göre daha dirençlidirler. Pullorum hastalığı
genellikle gençlerde görülmesine rağmen, erginlerde de zaman zaman
görülebilmektedir. Kanatlı tifosu ergin hastalığı olarak kabul edilmesine
karşın, gençlerde, özellikle ilk bir aylık civcivlerde %26 mortalite
oluşturabilmektedir. Dolayısıyla gençlerin erginlere göre, dişilerin de
erkeklere göre hastalığa daha duyarlı olduğu söylenebilir.
Bulaşma kaynağını genellikle
infekte yani taşıyıcı kanatlılar teşkil eder. Dolayısıyla bu hayvanlara ait
infekte yumurtalar kuluçka için kullanıldığında hastalığın en temel şekli
olan vertikal bulaşma söz konusudur. Genellikle hasta veya portör hayvanlar
%30 civarında mikroplu yumurta çıkarırlar. Bu yumurtalardan civciv çıkma
olasılığı azalmasına rağmen embriyo döneminin kayıplarından sonra,
çıkabilen civcivler portör olarak mikroorganizmaları diğerlerine
bulaştırır. Ayrıca mekanik bulaşmada vahşi kuşların, rodentlerin ve
sineklerin de rolü vardır.
E.
Tanısı
1.Klinik Tanısı
Semptomlar
Genellikle pullorum gençlerin,
kanatlı tifosu ise erginlerin hastalığı gibi düşünülse de, vertikal bulaşma
çok önem taşıdığı için civciv ve genç piliçlerde aynı klinik belirtiler
görülür.
İnfekte yumurta/arda çıkış mümkün
olsa bile kısa sürede civcivlerde ölümler izlenir. Ya da halsiz, zayıf
civcivler görülür. Kloakaları kirli ve beyaz renklidir. Bazı durumlarda ise
ölümlere daha sonraki haftalarda, genellikle de 2. ve 3. haftada rastlanır.
Ergin hayvanlarda genellikle
semptom görülmez. Ancak akut olgularda halsizlik, düşkünlük, yumurta
veriminde düşüş, ilk günlerde ateş, iştahsızlık ve 10 gün içinde de ölüm
izlenebilir.
Ancak kronik olgularda bu
semptomları izlemek mümkün değildir. Buna karşın lokalize formları görülür.
Ovaritis, salpingitis ve özellikle de yumurtanın karın boşluğuna düşmesine
bağlı bozukluklar söz konusu olur. Etkenin virulansına ve sürünün direncine
göre pullorumda mortalite %0-%100, tifoda ise %10-%93 arasında
değişmektedir.
Morbidite mortaliteden daha
yüksektir. Genellikle de hastalığı geçiren hayvanlar portör olarak
kalırlar ve hastalık için bulaş kaynağını oluştururlar.
Nekropside, perakut
infeksiyonlardan ölen hayvanlarda herhangi bir bulgu görülmeyebilir. Akut
infeksiyonlarda ise karaciğer, dalak ve böbrekler hemorajik görünümlü olup
karaciğerde küçük nekrotik odaklar göze çarpar ve karaciğer hipertrofiktir.
Asites gözlenebilir. Civcivlerde yumurta sarısı genellikle emilmemiştir.
Böbrekler solgun ve ürat kristalleriyle doludur. Rektum, ishale eklenen
ürat nedeniyle beyazımtırak bir sıvı ile dolu olup genişlemiştir.
Erkeklerde de testislerde beyaz
odak ve nodüller görülür. Nadiren de olsa hava keselerinde kazeöz
granülomlara rastlanabilir.
Hindi ve ördeklerde de
tavuklardaki tablolara benzer görünümler söz konusudur.
S.pullorum
ve S.gallinarum'dan
ileri gelen infeksiyonlarda klinik ve nekropsi bulgularıyla kesin
teşhis konulamaz. Her iki etkenden ileri gelen tablolar birbiriyle
karışabildiği gibi, ayrıca pastörollozis, kolibasillozis, paratifo
infeksiyonları, mikoplasmozis, aspergillozis ve Newcastle hastalığı ile
karışabilir. Bu nedenle laboratuar muayenelerinin yapılması zorunludur.
2.
Laboratuar
Tanısı
İnfeksiyonun mikrobiyolojik
teşhisi için yeni ölmüş veya agoni halindeki hayvanlar, serolojik teşhis
için ise, hayvanlardan kan veya kan serumu laboratuara gönderilmelidir.
a) Bakteriyoskopi:
Ölen veya kesilen hayvanların kalp kası, karaciğer, dalak veya kemik
iliğinden yapılan preparatlar Gram boyama yöntemi ile boyanarak mikroskopta
incelenir. Gram negatif etkenlerin görülmesi Salmonella olasılığını
düşündürür.
b) Kültür:
Bakteriyoskopide yararlanılan organlardan aseptik koşullarda kanlı agar,
Mac Conkey agar, E.M.B. agar gibi besiyerlerine ekimler yapılarak 37°C'de
24-48 saat inkube edilir. Dışkı materyalinden ekim yapılıyor ise,
zenginleştirme yöntemlerinden yararlanılmalıdır. Zenginleştirme sonrası yine
aynı besi yerlerine ekimler yapılır. Üreyen koloniler etiyoloji bahsında
verilen biyokimyasal testlerle incelenerek identifikasyona gidilir. Ayrıca
üreyen kolonilerin Salmonella cinsine ait olup olmadığı SalmoneIla O-1 fajı
kullanılarak konfirme edilebilir.
c) Serolojik
testler: Iki amaçla serolojik
testlerden yararlanılır. Birincisi, üreyen kolonilerin identifikasyonunda,
laboratuarda bulunan grup spesifik serumlarla üreyen koloniler lam üzerinde
aglutinasyona tabi tutulur, yani etkenin antijenik analizine yönelik bir
identifikasyon yolu izlenebilir. Ikincisi ise, infeksiyonun olduğu
düşünülen kümesteki hayvanlardan kan alınarak, serumu çıkarılır; standart
ve varyant suşlardan hazırlanmış aglutinasyon antijenleri kullanılarak
hasta veya portör hayvanlar tesbit edilir. Bu amaç için lam aglütinasyon
(RP), tüp aglütinasyon (TA) ve mikroaglütinasyon (MA) testleri
kullanılmaktadır. Lam aglutinasyon testinde tüp aglütinasyon antijenine
göre 50 kat konsantre ve kristal violet ile boyalı, mikroaglutinasyon
testinde ise Safranin-O ile boyalı antijenlerden yararlanılmaktadır.
Ayrıca hindilerde kullanılamayan taze kanla yapılan aglütinasyon (WB) testi
de tavuklarda serolojik taramalarda kullanılmaktadır.
d) Hayvan deneyi:
Salmonella etkenlerinin kontamine materyalden izolasyonu amacıyla veya bazı
özel çalışmalarda civciv, tavuk veya tavşanlar deney hayvanı olarak
kullanılabilir.
-
Tedavi
Damızlık yetiştirmelerin
dışındaki kanatlılara kinolonlar (Nalidiksik asit ve enrofloksacin gibi),
aminosidler, betalaktazlar (amoksilin, ampisilin vb.), tetrasiklinler ve
furazolidon grubu ilaçlar verilebilir.
-
Korunma ve mücadele
Uzun yıllardan beri tavuk ve
hindi kümeslerinde pullorum hastalığı ve tavuk tifosu ile ilgili kontrol
çalışmaları yapılmaktadır. İşletmelerde temel programların uygulanması ile
hem tavuk tifosu hem de pullorum hastalığı azaltılmıştır. Bu hastalıklarda
en basit uygulamalar, damızlık kümeslerin Salmonella gallinarum ve
Salmonella pullorum'dan ari olarak yetiştirilmesi ve bu sürülerden
elde edilen civcivlerin indirekt ve direkt olarak bu organizma/arla
temasının önlenmesini kapsamaktadır.
A- Kümes idaresi ile ilgili
işlemler: infeksiyon etkenlerinden korunmada en etkin yöntem S.pullorum
ve S.gallinarumun kümese girişinin önlenmesidir. Bu iki
hastalığın yayılmasında vertikal bulaşmanın önemli rol oynaması nedeniyle
kuluçkaya konulan yumurtaların tavuk tifosu ve pullorum hastalığı yönünden
ari olması gereklidir ve sadece böyle yumurtalar kuluçkaya
gönderilmelidir. Ulusal kontrol programlarında, tavuk ve hindi damızlık
kümeslerinin ve bunların civcivlerinin iki hastalık yönünden ari oldukları
belirlenmelidir. S.pullorum ve S.gallinarum'un primer
konakçıları tavuk ve hindilerdir. Serbest yaşayan kuşlar ve diğer
kanatlılar infeksiyonun büyük bir rezervuarı değildirler.
Pullorum hastalığının ve tavuk
tifosunun önlenmesinde manegement uygulamaları tam olarak yapılmalı ve
taşıyıcılar düzenli olarak ortadan kaldırılmalıdır. Bunun için,
1. Civcivler ve genç kanatlılar
pullorum ve tavuk tifosundan ari kaynaklardan sağlanmalıdır.
2. Hastalıktan ari olan sürüler
ile ari olduğu bilinmeyen sürüler ve diğer kanatlılar birbirleri ile
karıştırılmamalıdır.
3. Civcivler ve diğer genç
kanatlılar iyi temizlenmiş ortamlara konulmalıdır.
4. Civcivler ve diğer genç
kanatlılar ısı işlemi görmüş yemlerle beslenmelidir ve yem katkılarındaki
salmonella kontaminasyonları bu şekilde azaltılmalı veya salmonella ile
kontamine yem katkıları kullanılmamalıdır.
5. Dışarıdaki kaynaklardan
salmonellaların girişinin önlenmesi için biyogüvenlik uygulamaları eksiksiz
yerine getirilmelidir. Bu amaçla,
a} Serbest yaşayan kuşların S.pullorum
veya S.gallinarum taşıyıcılığı düşük olsa dahi, kümesiere bu
kuşların girişi önlenmelidir.
b} Rat, fare, tavşan, kedi, köpek
ve zararlı böcekler salmonella taşıyıcısı olabilirler. Bu nedenle kümeslere
kemiricilerin girmesi önlenmelidir.
c) İnsekt kontrol programı
önemlidir ve özellikle ev sinekleri, kanatlı bitleri ve zararlı böcekler
kümese girmeleri önlenmelidir. Bu zararlı böcekler salmonella ve diğer
kanatlı patojenleri için taşıyıcı olabilirler.
d) Hayvanlara mutlaka temiz su
sağlanmalı ve içme suları klorlanmalıdır. Bazı bölgelerde yüzey sularının
toplanarak bir gölet oluşturulması oldukça tehlikelidir.
e) Mikroorganizmaları içeren
mekanik taşıyıcılar, insanların çizme ve elbiseleri olduğu kadar
ekipmanlar, arabalar, taşıma kasaları önemlidir. Her aşamada cansız
taşıyıcılar ile etkenlerin kümese girişleri önlenmelidir.
f) Tüm ıskarta ve ölü hayvanlar
bölgeden uzaklaştırılmalıdır.
B- Portörlerin ayıklanması:
Pullorum hastalığının kontrol programının oluşturulmasında infekte
tavukların belirlenmesi için tüp aglutinasyon testi 1913 yılında
geliştirilmiştir. Bu reaktörlerin belirlenmesi ve uzaklaştırılması ile
kümesIerden hastalığın elimine edilmesi için kullanılmalıdır.
Saha sonuçları, tek test
kullanımının reaktörlerin uzaklaştırılması ve kümeslerden infekte
tavukların tamamıyla elimine edilmesi için yeterli olmadığını göstermiştir.
Böyle sonuçlar üç muhtemel nedenden dolayı gerekli katkıyı
sağlayamamaktadır.
1.Infekte hayvanlardaki serum
aglutininlerinin titresi inip çıkmakta ve değerlendirmede kriter
titrelerdeki (1/25-1/50) seviyeleri belirli periyotlarda düşmektedir.
2.Infeksiyon ile aglutininlerin
gelişmesi arasında belirli bir sürenin geçmesi gerekmektedir.
3.Reaktörlerin uzaklaştırılmasına
rağmen, çevresel kontaminasyonlar şekillendiğinde, diğer hayvanlar için
bir infeksiyon kaynağı oluşturmaktadır.
Serolojik teşhis amacıyla, tüp
aglutinasyon (TA) testine ilave olarak lam aglutinasyon (RP), kanla yapılan
aglutinasyon (WB) ve mikroaglutinasyon (MA) testleri geliştirilmiştir. Bu
testlerin tümü taşıyıcıların saptanmasında etkindir. MA testi, TA testine
bağlı olarak geliştirilen ve ekonomide avantaj sağlayan bir testtir.
Tavuklarda bu testlerin dördü de kabul görürken WB testi hindiler için
kullanılmamaktadır. ELlSA da pullorum ve tavuk tifosu için sürü
taramalarında kullanılabilmektedir.
Serolojik olarak infekte olduğu
belirlenen bir veya daha fazla reaktörden alınan materyalIerin
bakteriyolojik yönden incelenmesi ve bu muayenelerle infeksiyonun
doğrulanması gereklidir. Eğer kümeste şüpheli reaksiyonlar belirlenmişse,
güçlü pozitif reaksiyon veren tavuklardan alınan materyaller laboratuvara
gönderilerek yeniden test edilmeli ve dikkatli bir bakteriyolojik muayene
yapılmalıdır. Rutin testlerde, şüpheli veya atipik reaksiyonlar pozitif
olarak değerlendirilmemelidir. Çünkü bu reaksiyonlar S.pullorum
veya S.gallinarum dışındaki diğer bakterilerden de kaynaklanabilir.
Nonpullorum-nongallinarum
reaktörler: Nonpullorum ve muhtelen nongallinarum, reaktörler, ender olarak
reaksiyonları yorumlamada probleme neden olabilir. Bunlar S.pullorum
antijenleri ile ilişkili antijenlere sahip olan diğer bakterilerle infekte
olan hayvanlardır. Koliform, mikrokok ve streptokoklar (özellikle de
Lancefield Grup D'ye ait olanlar), tavuklarda nonpullorum reaksiyonlarının
büyük bir oranından sorumludur. Ayrıca, Staphylococcus epidermidis,
Micrococcus spp.,
Aerobaeter aerogenes, Proteus spp., E.coli, Arizonae,
Providentia ve Citrobacter
türleride çoğu nonpullorum reaksiyonlarından sorumludurlar. Diğer
salmonellalar içinde özellikle Grup D'de bulunan
S.enteritidis
de kros reaksiyona neden
olmaktadır. Non-pullorum reaktör aralığı kümes içinde %30-40 seviyelerine
çıkabilir ve aglutinasyonun karakter değişiklik gösterebilir. Bu
faktörlerden dolayı ayrıntılı bakteriyolojik muayeneler, kümeste
infeksiyonunun durumunu belirlemede sıklıkla kullanılan tek bağlayıcı ve
genellikle S.pullorum ve S.gallinarum tarafından oluşturulan
infeksiyonlar arasında da tek ayrımlayıcı yöntemdir.
Saha eradikasyonu: Sahada
hastalığı eradike etmede uygulanması gereken temel kurallar aşağıda
sunulmuştur.
1. Pullorum ve Tavuk tifosu
şüphesi ile karşılaşıldığında durum en yakın Tarım İl ve İlçe Müdürlüklerine
bildirilmelidir.
2. Hastalık çıkan yerlerde
karantina uygulanmalıdır ve infekte kümese ait hayvanlar denetim altında
kestirilmeli ve satışa sunulmalıdır,
3. Tüm hastalık vakaları resmi
idare veya yerel idare tarafından araştırılmalıdır,
4. İthal edilen kanatlılar
ve yumurtaları bu hastalıktan ari olmalıdır,
5. Pazarda satılan
kanatlılar bu hastalıktan ari olmalıdır,
6. Damızlık kümesler ve
kuluçkalar pullorum-tifo kontrol programları çerçevesinde kontrol
edilmelidirler.
Aşılama:
Tavuk tifosu halen dünyanın bazı
yerlerinde problem olmaya devam etmektedir. Araştırıcılar ölü ve modifiye
canlı aşılar üretmişlerdir. Bazı ülkelerde tavuk tifosu salgınlarında 9R
suşunun canlı oral veya mineral yağlı adjuvantlı veya adjuvantsız injektabl
aşıları kullanılmış ve farklı sonuçlar bildirilmiştir. Benzer olarak S.gallinarum'un
dış membran proteinlerinin, patojenik suşların iç organlara
yerleşiminden 9R suşuna göre daha iyi koruma sağladığı bildirilmiştir. Son
yıllarda, tavuk tifosuna karşı aşılamada, S.gallinarum'un mutant
suşunun kullanımı ile S.gallinarum'un bir virulens-plasmidinin
çıkarılması sonrasındaki elde edilen suşundan S.gallinarum ile
infeksiyona karşı korumada ümit verici sonuçlar alınmıştır.
Türkiye’de de damızlık firmalarda
inaktif Salmonella aşısının kullanımı işletmenin tercihleri ve yörede
hastalık durumu göz önünde bulunarak başarı ile kullanılmaktadır. Canlı
Salmonella aşılarının ise mevcut Kuluçkahane ve damızlık işletmeleri Sağlık
Kontrol Yönetmeliği çerçevesine kullanımı yasaktır.
|